Ömer Kavur : İnsanı En İyi Anlatan Yönetmen

Sinemamızda özgün olabilen ve kendi tarzını yaratabilen sinemacı denildiğinde sanırım ilk akla gelen isim Ömer Kavur olur. Kariyeri boyunca bu özgünlüğü koruyabilmiş ve yenilikçi tavrını her zaman devam ettirmiştir. Çektiği film sayısı azdır ama sinemaya birçok başyapıtı da kazandırmıştır. Efsaneler arasında yer alan ve çoğunluk tarafından en iyilerden biri olarak gösterilen Kavur, insanı en iyi anlatan, karakter odaklı ve gerçekçi bir sinema yapmayı da her zaman kendine görev edinmiştir. Mekan kavramını da özellikle ciddiye alan ve her filminde özellikle üzerinde düşen Kavur, atmosfer kurma becerisini de defalarca kez kanıtlamıştır.Üzerine kitaplar yazılan ve auteur oluşu üzerine vurgulan yapılan Kavur sinemasının kökleri birçok yönetmende olduğu gibi çok film izlemeye dayanır. Sinemamızın gelişimde katkısı en büyük olan ustalardan biri Ömer Kavur’dur ve onun açtığı yolun izleri hala etkisini sürdürmektedir.

Hayatı

1944 Ankara doğumlu olan Kavur, ailenin tek çocuğudur. Babası hariciyeci annesi ise sanatçıdır. İlk öğreniminin yarısını Ankara, diğer yarısını İstanbul’da geçirir. Yurt dışında babası ile yaşayan Kavur, ülkeye döndüğünde İngilizcesinin de yardımı ile Rober Koleji’nde okumaya başlar ve hızlı ilerler. Daha sonra Kabataş Erkek Lisesi’nde lise öğrenimin tamamlar. Hiç vakit kaybetmeden Üniversite ve sinema eğitimi için Fransa’ya gider. Kolejde okurken merak saldığı sinema ve sanatın her dalı, ona bu kararı verdirir. Ünlü sinema okulu IDHEC ( Institut des Hautes Etudes Cinematographiques) ‘de öğrenim görür. Bu dönemde bazı müzikallerde yardımcı yönetmenlik yapmaya ve alakalı projelerde yer almaya başlar. Bu, ileride yapacakları için harika bir tecrübedir kendisi için. Bir yandan da belirttiğimiz gibi çok film izler, film âşığına dönüşür. Cinematheque Française’nin nimetlerinden yararlanır. Orada oynayan filmleri, bazen günde 4-5 tane olmak üzere izler. İzlemek de en büyük eğitimlerden biri olduğundan, ustanın gelişimi ve bakış açısı çok üst seviyeler ulaşır. Bir önemli nokta da, Kavur’un eğitimi sırasında, para da kazanması gerektiğinden üç seneye yakın bir zaman dilimi boyunca bir otelde ve geceleri çalışmış olması. Başta Anayurt Oteli olmak üzere birçok filminin ilham kaynağı da bu olsa gerek. Hem çok insan tanıması ve iletişim halinde olması, hem de filmlerinin temalarını etkileyecek orijinal bir atmosferi yaşaması çok büyük bir tecrübe. Daha sonra ülkeye dönen Kavur, bir reklam ajansında çalışmaya başlar. Özellikle Yapı Kredi Bankası için çekilen reklam filmlerinde çalışan Kavur böylece kendisine bir tecrübe daha edinmiş olur.  Çalıştığı firma sayesinden hem insanlar ile tanışma hem de epey deneyim kazanma fırsatı bulur. Bu firma daha sonra ona kariyerinin ilk adımlarını atmakta da yardımcı olacaktır.

Çocukluğunda zor zamanlar ve yalnızlık yaşayan Kavur, daha çok anneannesi ile yaşamıştır. Küçük yaştayken anne ve babası ayrılan usta yönetmen, ilköğreniminin büyük bir kısmını da yatılı olarak okumak zorunda kalmıştır. Mutlu bir çocukluk geçirdiğini röportajlarında dile getirse de bu yalnızlık ve ebeveyn sorunu kendini etkilemiş gözükmektedir. Zaten filmlerinin bazılarında bu izleri görmek de mümkün.

Sineması

Ömer Kavur’un en yenilikçi yönetmenlerden biri olduğunu ve auteur oluşu ile alakalı kitaplar yazıldığını ( Şükran Kuyucak Esen, Sinemamızda “Bir Auteur” ) belirtmiştik. Onun bakış açısı ve yurt dışında aldığı eğitimlerin etkisi çok net bir şekildi görülebiliyor. Kavur öncelikle insanı anlatmayı tercih eder. İnsanı insana en iyi anlatan yönetmenlerden biri kendisidir. İnsanların yalnızlığını, tercihlerini, aşklarını ve dışlanmışlıklarını çok iyi aktarır. Daha çok küçük ve sıradan insanların dertlerini anlatmayı seçer. Küçük kasabalardaki insanların, adapte olma sorunlarını ve kabul görmeme hikayelerini işler. Yabancılık, yabancılaşma gibi kavramlar insanlar üzerinden en iyi Kavur filmlerinde anlatılır belki de. Tabii hal böyle olunca da karakter odaklı bir sinema kaçınılmazdır. Seçtiği karakterin yaşadıkları, mekana ve zamana karşı direnci ya da uyumu ve sevgi meselesini arayışları olmazsa olmazıdır sinemasının. Yani,  hepimizin yaşadıklarının birer yansıması. Kendimizi izler gibi, büyük bir empati ile ekrana oturmanın kaçınılmaz olduğu anlar. Dışlanan ve adapte olmaya çalışan yeni insanın eskiler tarafından reddi de Kavur sinemasından nasibini alır. Zordur tek noktada takılı kalan bakıp geniş göremeyen insana anlatması. Kavur bunu da dener ve insanı anlatmak için kullanabileceği her yolu dener. Kendinizden bir şey bulamamanız da imkansızdır neredeyse.

Kendi röportajlarında da sıklıkla bahsettiği üzere zaman ve mekan konusu sineması için çok önemli. Filmlerin büyük bir çoğunluğu daha çok küçük yerleşim bölgelerinden geçmektedir. Kasaba yaşantısını her yönüyle peliküle aktarır. Zaten insanı anlattığını söylemiştik ama bunu ve insanlar arasındaki farkı anlatırken mekanı kasaba olarak seçer. Herkesin var olduğu karışık kasabalar. Zira kasaba insan daha zor kabul eder, önyargı ile yaklaşır, yanlış yorumlar ve bir yakıştırma ile reddeder. Biraz faşizan bir yanı vardır ve Kavur bunu kullanmak istediğini defalarca kez deklare etmiştir. Kasabaların bu yönünü gayet iyi kullanana büyük usta yolları da kesinlikle ön plana sokar. Her zaman bir yol vardır. Her filminde neredeyse mutlaka uzun bir yol görünmektedir. Bir arayışı, bir kaçışı, bir birlikteliği, bir ayrılışı yani her şeyi simge eden ve sonuca bağlayan o yollar. Kimimiz kaçıp gitmek ister, kimimiz geri dönmek ama her zaman kafamızda bir yolculuk hayali vardır. Yollar bu sebeple önemlidir. Kavur da bunu yine insana net bir şekilde anlatır. Herkes kendini o yolda bulur. Kaçar belki ama geri de dönem ihtimalini her zaman benimser. Bir de bu yollarda yer lan oteller. Zamanında otellerde uzun süre çalıştığı için ne anlama geldiğini iyi bilir. Bu yolların başı ve sonu, bazen karar verme zamanı ya da kopuş öncesi son durağı otellerdir. Oteller her kesimden insanı aynı rüya için bir araya getirir. Telaşın durağı da orasıdır, saklanmanın mekanı da. Oteller insanlar için bir kaçış yedirir. Ustanın bu tecrübesi sayesinde belki de Anayurt Oteli bu kadar muazzamdır. Daha iyisi büyük ihtimalle olamazdı.

İnsanı anlatan ve mekanı önemseyen Kavur konu olarak daha ziyade neleri çekmiştir dersek de yine bolca insana ait olan kavram karşımıza çıkar. İnsanların dışlanmışlığı, ikiyüzlülükleri, yabancılaşma, birey olamama ya da tam tersi bir yere ait hissedememe sorunsalı, gerçek sevgiye olan ihtiyaç, ölüm ve tabii ki yalnızlık. Hepsinin desteklendiği de fütursuzluk, hazımsızlık ve kopkoyu bir ümitsizlik.  Tabii bunu yaparken sakin bir atmosferi kullanır Kavur ve hiç aceleye getirmez. Filmlerinde biçim ve içerik müthiş uyumludur. Bir çok yönde ya da çok arkada kalmaz. Ustaca bir anlatım ile Türkiye’ye damgasını vurmuş, birçok konuda yenilikçi olmuş ve etkisini hala sürdürmeyi başarmıştır.  Tabii bütün bunlardan bahsederken Avrupa ve Türkiye’yi karış karış gezmiş olan Ömer Kavur’un iç hesaplaşmalarının ve arayışlarının da etkisinden bahsetmek gerek. Yalnız insanın arayışta olduğundan bahseden usta, kendi arayışlarının cevabını buldu mu bilinmez ama bize fazlasıyla yardımcı olduğu kesin.

Önemli Filmleri

Ömer Kavur’un ilk filmi ve en önemli filmlerinden biri Yatık Emine’dir. Dışlanan ve sürgün edilen hafif meşrep Emine’nin gönderildiği yerde de hor görülmesi ve dışlanması anlatılıyor. Bir başka sürgün Server’in yardımı ile ayakta kalmaya çalışan Emine, bir yandan da yararlanılacak kadın olarak görülür. Kasaba halkının ikiyüzlülüğü anlatılır filmde ve Yabancılaşma konusuna vurgu yapılır. Sürgün gelenleri kabullenemeyen ve dışlayan kasaba halkı ölüme kadar giden trajik olaylara sebebiyet verecektir. Kavur, ilk film olduğu için hoş görülebilen eksik yanları olmasına rağmen ajite etmeden hikaye anlatabildiğini kanıtlamış ve sinemasına güzel bir başlangıç yapmıştır. Beş sene ara veren Kavur, 1979 yılına gelindiğinde ise Yusuf ile Kenan filmini izleyici ile buluşturur. Çocuklar üzerinden adapte olmanın güçlükleri, metropol hayatının karmaşası ve yalnızlık konularını irdeleyen Kavur, toplumsal ilişkilerin bozukluğuna ve ben merkezci tavırlara da değiniyor. Güçlü olanın her zaman güçsüzü ezme ve yararlanma çabası hakkında da sağlam söylemler barındıran film, çarpık kentleşmeye kadar uzanan bir eleştiri yelpazesi sunuyor. 1981 yılına gelindiğinde bu sefer fazla ara vermeyen Kavur Ah Güzel İstanbul filmini çeker. Bir edebiyat uyarlaması olan film, kadını anlatan en önemli hikayelerden. Şoförlük yapan Kamil‘in genelevde tanışıp aşık olduğu Cevahir’e olan aşkını anlatan film, gerçek sevgiyi arama üzerine bir ağıt. Güvensizlik ve yine Kavur klasiği olarak dışlanmışlık konularına da değinilen filmin önemli güçlerinden biri de oyunculuk performansları. Aşk konusuna o dönem epey eğilen Kavur, hiç ara vermeden aynı sene yani 1981’de Kırık Bir Aşk Hikayesi’ni de çeker. Ailesinin ve kendisinin işleri bozulan fuat, öğretmen Aysel’e aşıktır ama ekonomik durumu düzeltme pahasına fabrikatör kızı Belgin ile evlenir. Çok güçlü bir senaryoya sahip olan film, yine kasaba insanını anlatıyor ve yine dışarıdan gelenler tutunamıyor. İnsanın değişimi, şartların altında ezilişi ve değişimi lehine çevirememesini anlatan hüzünlü bir aşk hikayesi. Olmak istenen, olunan ve olmak zorunda kalınan gibi hayati farkları da masaya yatıran çok başarılı bir film.  1987 yılına geldiğimizde ise sadece Kavur’un değil, sinemamızın gelmiş geçmiş en iyi filmlerinden bir ortaya çıkıyordu. Siyasi sinemanın dönemsel olaylar ile gerilemesi sonucu ortaya çıkan karakter odaklı edebiyat uyarlamalarının en önemlilerinden biridir Anayurt Oteli. Yusuf Atılgan’ın aynı adlı eserinden uyarlanan film, bir otel katibi Zebercet’in hikayesine odaklanıyor. Oldukça depresif ve rutin bir hayatı olan Zebercet’in bir kadının gelişi ile hayatının hareketlenmesi anlatılıyor. Yalnızlık çeken ve sevgi arayan bir karakter var yine karşımızda. Macit Koper ustaca performansı ile hayat verdiği Zebercet, küçük dünyasındaki bu büyük değişiklik umuduna ayak uydurmaya çalışır. Bireyler arasındaki yabancılaşmanın da yine ustaca peliküle aktarılması ile ortaya bir başyapıt çıkar. Anayurt Oteli, gelmiş geçmiş en büyük filmlerdendir ve yeri dünya döndükçe sarsılmayacak. 1997 yılında ise Akrebin Yolculuğu filmi görücüye çıktı. Saat kulesine tamire giden Kerem, burada Esra ile tanışır ve aralarında yakınlık doğar. Derken civarda işlenen bir cinayet ve kaybolan ceset, her şeyi değiştirir. Arayış temasının işlendiği film, yaşam ve ölüm gibi konulara da değinir ve farklı olanın yolculuğuna değinir. Zaman kavramının alaşağı edildiği filmde yalnızlık teması yine kendine yer bulur. Ömer Kavur’un son uzun metrajlı sinema filmi ise kimilerine göre en iyi filmi, değilse de Anayurt Oteli’nin tahtını zorlayan tek filmi. 2003 yılında çektiği Karşılaşma filminde baş karakterler Sinan ve Mahmut ağır hastalıklar için tedavi altındadır. Mahmut karanlık işler ile muzdarip ve intihara meyilli biridir. Sinan ise oğlunun kaybından dolayı kendini suçlar.  Bir cinayet üzerinden iyice karışan ilişki sürprizlere gebe bir hal alır. Ömer Kavur polisiyesi olan ve kalıplaşmış polisiyelere hiç benzemeyen Karşılaşma, yine Kavur’un ölüm, mutluluk, içsel hesaplaşmalar ile olan imtihanlarının perdeye yansımasıdır. Tamamen karakter odaklı olan filmin bu sefer kullandığı mekan ise ada. Yalnızlık temasını da anlatan Kavur için daha uygun bir mekan olamazdı herhalde.

Son Söz

Kendine has bir sinema dili olan, yenilikçi yönü ile sinemamız için muhteşem bir kazanç olan Ömer Kavur, insanı en iyi anlatan yönetmenlerden biri olarak literatürdeki yerini alır. İnsana ait olan bütün çıkmazları ustaca beyazperdeye yansıtan Kavur’un sinema sanatının en güçlü yanlarını kullandığını da belirtmek gerekir. Mekan, zaman, insan ve ağıtlar içerisinde bir sinemadır ve vurucu finaller olmaksızın izleyiciye adeta tokat atar. Ustanın başta da örneklediğimiz Şükran Kuyucak Esen’in “Sinemamızda Bir Auteur kitabında” yer alan ve kendi sinemasını anlattığı bir pasajı ile yazımızı bitirelim; “Evet, mekanla ilgilenirim. Çünkü sinemada zaman ve uzam duygusu yoksa o sinema bence, kolu bacağı kesilmiş bir sinemadır, eksik bir sinemadır. O duyguya sahip olmayan yönetmen de bence, ciddi bir eksikliği olan yönetmendir. Yani zaman ve uzam kavramı bence sinemanın vazgeçilmez temel ilkesidir. Yaptığımız iş, görsel bir iştir, görsel bir ifadedir. Görsel bir ifadenin karşılığı, gerçekten, bulacağınız mekanlardır. Sadece plastik nitelik olarak değil, görsel olarak değil; konuya yardımcı olması itibariyle, atmosferi sağlamanız itibariyle göz önünde bulundurmanız gereken bence temel öğelerden bir tanesidir. Yani iyi bir mekan, özellikle filmin büyük bir bölümünün geçtiği mekan bir başrol oyuncusu kadar önemlidir.”