Neruda: Hüzünlü Bir Şiir Gibi

İki Pablo… Biri Larrain. Şili’nin, hatta dünya sinemasının son yıllarda adını çok duyurduğu ve 2000’li yıllara damga vuran en başarılı yönetmenlerinden biri. Pinochet döneminde büyümüş ve acılarını yaşamış, siyasetçi bir anne babanın oğlu. Bir üçleme ile dönemi sert biçimde anlatmış ve bu yıl çektiği iki filmle artık sahneye iyice yerleşmiş. Diğer Pablo’muz ise herkesin iyi bildiği Neruda. Aslında hakkında çok şey yazmaya gerek yok ama biraz deneyelim. Komünist, siyasetçi, şair, hümanist ve mücadele adamı. Sanırım ilk kelimeler bunlar olabilir. Kendi dönemi için en önemli birkaç isimden biri. Tabii şiirleri ile de ölümsüz. İşte, bu iki farklı kuşağın iki büyük sanatçısı sinemanın büyüsü ile bir arada…NERUDA

Film, anlaşılacağı üzere Pablo Neruda’nın hayatından kesit içeriyor. Siyasetçi olduğu dönemden ülkeden kaçtığı dönemlere dek süren ve peşinde bir polisin kedi fare oyunun aktörü olduğu zamanın hikayesi. Neruda, hiç bir şekilde sözünü sakınmayan ve derdini anlatan bir büyüleyici şair. Sabah politika yapan, akşam özel organizasyonlarda kostümünü giyip şiirlerini sergileyen çok yönlü bir adam. Komünizme inanan ve bu yolda adımlarını atan bir mücadele insanı. Pablo Larrain, evvela Neruda’yı hala tanımayanlar varsa ufak bir girizgah ile bu yönlerini bize sunuyor. Tarafını belli etmiyor, etmesi de gerekmiyor ve objektif bir şekilde hikayeyi aktarıyor. Hatta Neruda’yı, onu kovalayan, yakalamak için varını yoğunu ortaya koyan dedektif Peluchonneau’nun sesinden ve fikrinden veriyor. Dedektifin tek amacı onu yakalamak ama içten içe ona hayranlık duyuyor. Her adımda, her elinden kaçırdığından daha çok etkileniyor ve daha çok bağlanıyor. Artık bir bütün gibi, hayal ile gerçek gibi Neruda’yı benliğinde taşıyor ve çok yakın hissediyor. Aynı şekilde Neruda’da kendisinin peşinde olan bu adamı içselleştiriyor. Hiç görmeden bile kendisini iyi tanıyor, hissediyor ve adımlarını onun gibi düşünerek atabildiği için kurtulmayı başarıyor. Artık gelinen son noktada hayal, gerçek birbirine karışıyor.

Pablo Larrain, yenilikçi denemeleri her filminde uygulayan, karakterleri ve diyaloglarını her filminde yeni bir şekilde bize sunan , her filmindeki bu yeniliklere atmosfer yaratımı ve sinematografi alanlarında da bir şeyler eklemeyi başaran bir yönetmen. Mercek kullanımı, ışığın farklı bir şekilde hikayelere eşlik edilişi, tonların anlatıya göre değişip vals yapması ve kurulan şahane atmosfer. Larrain her filminde farklı olmayı ve büyüleyici bir şekilde bunları kullanmayı çok iyi biliyor. Bu filmde ise tüm bunların artık zirvesinde bir iş kotarıyor. Diyaloglar, tıpkı hikaye gibi hem oldukça gerçek, hem de geçişler ile hayal kadar büyüleyici. Yine yepyeni bir şey deneyen Larrain, atmosfer kurma açısından da şairane bir işe imza atıyor. O dönemin renkleri ve atmosferini başarı ile kurarken kullandığı tonlar ile tam da Neruda’ya yakışan bir görsellik sunuyor. Politikacı Neruda ile şair ve komünist Neruda’yı anlatırken farklılaşan atmosfer büyüsünü hiç kaybetmiyor ve etkileyicilikte sınıf atlıyor. Bir şaire yakışır şiirsel bir anlatım perdeye yansıyor ve etkilenmemek neredeyse imkansız oluyor.

Larrain karakterleri oluşturmada da usta işi bir performans ortaya koyuyor. Empati kurmak, bir sonraki adımı sezmek ya da içselleştirmek böylesi zor bir dönemin insanını izlerken bile zor olmuyor. Bizi meselenin ortasına oturtuyor Larrain ve kadrajları ile de bunu destekliyor. Dedektif, bir cinayet romanındaki kadar soğuk, idealist ve özenle yaratılmış. Neruda ise tam da olması gerektiği gibi adeta çizilmiş. Tabii burada oyunculuk performanslarının gayet yerinde olduğunu ve bu anlamda müthiş bir destek verdiğini de söylemek gerek. Gael Garcia Bernal zaten bildiğimiz ve başarılı bir oyuncu. Dedektif Peluchonneau rolünde her zamanki gibi ışıl ışıl parlıyor ama daha az bilinen ve dizilerde boy göstermesi ile çok tanınmayan Luis Gnecco bilmeyenler için harika bir keşif. Neruda’nın değişimleri ve gelişimlerinden farklı mimikleri ve vücut dili kullanımı usta işi. Bu filmi izledikten sonra bir köşeye not alıp diğer performanslarına göz atmamak neredeyse imkansı hale geliyor.

Neruda filmi, Larrain’in sinemayı sinema yapan bütün özellikleri bir arada kullandığı bir başyapıt. Anlatımının muhteşemliği, sinematografisinin kusursuzluğu, deneyselliğin en üst çıtasının sergilenişliği ve elbette kurgunun büyüleyici yanı. Neruda, şiirsel anlatım ile teknik becerinin unutulmaz bir uyumu olarak hafızalara yerleşiyor. Salondan ayrılınca etkisi uzun bir süre geçmeyecek olan film, Larrain’in ayak izlerinin de artık iyice duyulmaya başladığının ve tüm dünyaya yayıldığının da bir ispatı. Tıpkı bir Malick ya da Sorrentino gibi etkileyici ve şiirsel tadı üst düzey olan yönetmen, her türden filmi de başarı ile kotarabileceğinin izlerini sergiliyor. Larrain, önümüzdeki  ay, yine bir biyografi olan Jackie filmi ile karşımıza çıkmaya hazırlanıyor. Neruda sonrası yükselen çıta avantaj mı dezavantaj mı tekrar göreceğiz ama büyük bir film olacağından zerre şüphemiz yok. Arkamıza yaslanıp, önümüzdeki 20 seneye damgasını vuracak bu genç yönetmenin keyfine varmaya devam…

“Bilmek acı çekmektir. Ve bildik; Karanlıktan çıkıp gelen her haber Gereken acıyı verdi bize: Gerçeklere dönüştü bu dedikodu, Karanlık kapıyı tuttu aydınlık, Değişime uğradı acılar. Gerçek bu ölümde yaşam oldu. Ağırdı sessizliğin çuvalı.” Pablo Neruda

*Bu yazı, daha önce Cinedergi.com’da yayımlanmıştır.