Kubrick ve Bergman

Her Şeyin En İyisini Yapan Adam: Stanley Kubrick!

Çoğu sinemasevere göre açık ara gelmiş geçmiş en büyük yönetmen. Muhteşem bir anlatıcı ve mükemmeliyetçi bir sinemacı. Kubrick, filmlerinde detaycıdır, titizdir ve hiçbir şeyi atlamaz. En iyiye ulaşana kadar denemeye ve çalışmaya devam eder. Filmleri kadar çekim süreçleri de bu anlamda hep olay olmuştur. Onunla çalışan oyuncular bunu dile getirmekten kaçınmazlar. Tabii bu filmlerine de yansımıştır. En harika filmler, kusursuz hikayeler Kubrick’ten çıkmıştır. Hem de her türde… Kubrick denilince ya da Kubrick’e veliaht tartışmaları yapılınca hep bu ön plana çıkartılır. Savaş, politika, aşk, dönem, korku, bilim-kurgu ve aklınıza gelebilecek her türlü anlatım Kubrick’in işidir ve çoğu filmin türün en iyisi durumundadır. 2001: A Space Odyssey’e en iyi bilim-kurgu, The Shining’e en iyi korku/gerilim, Paths of Glory ya da Full Metal Jacket’a en iyi savaş filmi diyenler az değildir. Kısacası çoğunluk için Kubrick en iyisidir. En önemli bonus ise fotoğrafçılıktan gelmesidir elbette. Kadrajlar muazzamdır, kareler büyüleyicidir ve tablo gibi deyimi ilk olarak Kubrick filmleriyle sinema literatüründe bir itibar kazanmıştır. Kubrick karakterlerinin dünyasında gezinir, bizlere oradan anlatmayı seçer ve o dünyayla özdeşleşme konusunda sorun yaşamayız ve bunu yaparken Kubrick üslubundan hiç ödün vermez. Derdini net olarak ifade eder ve sert söylemlerini izleyiciye aktarır. Öyle ki; son filmi Eyes Wide Shut sonrasındaki şüpheli ölümü de hep bu noktadan düşünmemize sebebiyet vermiştir. O filmdeki göndermeler ve dokundurmaların rahatsız edeceği önemli güruhlar mevcut. Toparlamak gerekirse, sinema sanatını her şeyiyle ve her projesinde yüksek seviyeden icra eden Kubrick, dünya döndükçe, kesinlikle en tepede yer alacaktır.

Bize Kendimizle Yüzleşme İmkanı Veren Büyük Usta: Ingmar Bergman!

Bergman, içine kapanık bir çocukluk geçirmiştir ve bunu ifade etmekten de kaçınmamıştır. Haliyle filmlerine ve karakterlerine de bu fazlasıyla yansımıştır. Bergman filmlerindeki karakterler çoğunlukla yalnızdır ve intihara meyillidir. İntiharı düşündüğünü ama hiç teşebbüs etmediğini dile getiren Bergman sinemasında intihar fazla yer almaktadır. Otobiyografik hikayeleri çok anlatan Bergman filmleri için bu çok şaşırtıcı olmasa gerek. Bergman kendi hayatı ve etrafındaki tecrübeleri filmlerine gerçeklikten hiç kopmadan aktarır. Bu sebeple de kendinden bir şey bulamayan pek bulunmaz. Kaldı ki ölüm ögesi ve korkusu da bu filmlerin olmazsa olmazıdır. Ölüm bir şekilde kendisini her filminde hissettirir hatta ölümü bir karakter üzerinden stilize etmişliği bile vardır ustanın. Bütün bunlara değinip dine dokunmamak olmaz tabii. Çoğu filminde papazlara yer verir, onlar üzerinden en sert eleştirilerini dile getirir ve bunu yaparken acımasızdır Bergman. Hem görsel hem işitsel olarak, hikayelerinin de temelinde karmaşık betimlemeler, derin kompozisyonlar yer alır. Görsel açıdan ise Bergman’ın renklerden hoşlanmadığı bilinir. Zira; ustaya göre renkler gizemi öldürür. Bunun yerine ışığa daha çok önem verir. Işık filmlerinde en önemli elementlerden biri durumundadır. Bergman filmlerinin büyüleyici bir yanı vardır. Tempo ağırdır, anlatım aceleye gelmez ve kendinizi ne kadar sürerse sürsün akışa bırakırsınız. Şiir gibi, ağır bir roman gibi ve hayatın kendisi gibi…

Kubrick ve Bergman!

Sinemanın iki ustasının elbette farklılıkları çoktur ama beslendikleri yerler aynıdır. Her şeyden önce sinema sevgisi. Kubrick daha mükemmeliyetçi, daha mekanik ve daha çok dünya dertleriyle doludur. Bergman ise önce insanı, insanın dertlerini masaya yatırır. Kubrick için renkler çok önemlidir ve bazı filmler renkleriyle bir şeyler anlatır ama Bergman sineması ışıkla, ışığın yansımalarıyla hayatın derinliklerine inmeyi tercih eder. Kubrick hep dener, her şeyi dener ve ulaşabildiği kadar çok yere temas eder. Bergman ise karakterlerinin etrafından hayatla, dinle, çıkmazlarla uğraşır. Kendini anlatmayı da seçer. İkisi de sinema için olmazsa olmazdır. Kubrick en güzel roman, Bergman en güzel şiir gibidir. Tabii ikisi de birbirinden beslenir, birbirlerinin filmlerini çok sever. Bunu ısrarla dile getirmeyi de ihmal etmezler. Bunun en iyi örneklerinden biri de Kubrick’in Bergman’a yazdığı mektuptur. Sonuç hanesine iyi ki sinema var diyerek ve o mektubu sizinle paylaşarak yazımı bitirmek isterim.

Sevgili Ingmar Bergman,

Sen yeterli düzeyde dünya genelinde başarı ve beğeni kazandın. Ama ne olursa olsun, ben dünyaya olağanüstü ve göz alıcı katkıları olan filmleri yapan yönetmene övgülerimi ve minnettarlığımı iletmek istedim.(İsveç’te hiç bulunmadım, bu nedenle de tiyatro çalışmalarını göremedim.) Yaşama bakış açını, filmlerine daha derin bir etkiyle taşıyorsun. Ben bugün, senin büyük film yapımcısı olduğuna inanıyorum. Bunun ötesinde, söyleyebilirim ki filmlerin verdiğin ruh ve sağladığın atmosferle, performanslardaki inceliklerle  herkes tarafından eşsiz olarak nitelendiriliyor. Ben harika aktörlerin kutsanmış olduğuna inanıyorum. Max von Sydow ile Ingrid Thulin belleğimde hala canlı, sizin faaliyet gösteren şirketinizde gözden kaçmış başka isimler de var biliyorum. Sana iyi şanslar diliyorum ve filmlerini sabırsızlıkla bekliyorum.

Saygılarımla,

Stanley Kubrick

 

*Bu yazı, daha önce Vagon Dergi’de yayımlanmıştır.