Dario Argento

Sinir Bozucu Bir Çekicilik

Giallo filmleri denilince ilk akla gelen yönetmen kuşkusuz Dario Argento’dur. İtalyan suç filmlerinin, hatta daha öncesinde romanlarının, alt türü gibi kabul edilen ve grotesk bir tavırla alabildiğine şiddet içeren B filmlerine Giallo denmektedir. Farklı anlamlandırmalar da elbette gelebilir. B film kategorisinden alıp, bu tür filmlere kimlik kazandıran Argento, sinemasında  referans noktası olarak da Mario Bava ve Lucio Fulci gibi ustaları almıştır. Tabii Argento’yu sadece Giallo ile sınırlandırmamak lazım. Korku türüne verdiği katkılar, açtığı yollar ve etkilediği yönetmenler sinemayı sinema yapan unsurlar arasında da yerini alır. Özellikle de renk ve ışık kullanımı açısından Argento sineması bir ders niteliği taşır. Argento filmleri çoğu zaman türün fanatiklerini bile şaşırtır. Zira, bu filmlerin türe kattığı bakış açısı ve ters yüz edişi karşısında çaresiz kalır ve sadece perdeye/ekrana kilitleniriz.

Argento’nun senarist olarak da sinemaya ve bazı türlere müthiş katkı verdiğini belirtmek gerek. Bunların en önemlisiyse western türünün bana göre en iyi ve en önemli yapıtı olan Once Upon a Time in the West filmidir. Leone ve Donati’ye, Bertolucci ve Argento eşlik etmiştir. Haliyle ortaya da muhteşem bir senaryo çıkmıştır. Özellikle anlatı olarak Argento’nun katkısı filme epey güç kazandırmıştır. Yani Argento, gelmiş geçmiş en iyi filmlerden birinin oluşumunda da rol almıştır. Senaristlik katkısı bu filmle de sınırlı değil elbette. Argento tamamen kendi filmlerine geçmeden ve kendi senaryolarını da yazmaya başlamadan evvel  western külliyatına senarist olarak önemli katkılarda bulunmuş bir isim. Mizahi gücünü kendi  korkularına pek fazla bulaştırmayan Argento, bu hakkını western filmlerinde kullanmaya karar vermiş, çok da iyi yapmış. Bazı erotik filmlerin senaryolarında da imzası olan Argento, Un Esercitodi 5 Uomini, Un Corde… Un Colt…, Commandos, Oggi a Me… Domani a Te… gibi filmlerde senarist olarak katkı vermiştir.

Korkuyu İliklerine Kadar Hissettiren Bir Yönetmen

Biz Argento’nun korku sinemasına dönelim… Bava’dan çok etkilenen usta, üzerine koyarak ve kendine has bir tarz oluşturarak yoluna devam eder. Mesela, bir filmden birkaç, hatta tek bir sahne gördüğümüzde hemen Argento filmi olduğunu anlayabiliyoruz. Estetik açıdan kusursuz bir sinema yapan Argento, aynı zamanda mükemmeliyetçi bir yönetmendir. Kadrajları ve renkleri ahenkle dans eder. Biçimsel anlamda kendisiyle baş edebilecek bir yönetmen korku külliyatında zor bulunur.

Özenle kotarılmış ve sanat yönetmenliği harikası olan atmosfer muhteşem, set ve dekorlar etkileyicidir. Kurgu ve geçişler öylesine uyumludur ki gerçekliği en fantastik filminde bile hisseder, sinirlerimizin kontrolünü kaybederiz. Argento filmleri eşsiz bir keyif, rahatsız edici güzellikte bir deneyimdir. Atmosferin güzelliği ve inandırıcılığı bizi hapseder ve korkmak kelimesini iliklerimize kadar yaşarız. Açılar öyle dehşettir ki kendimizi hikâyenin içinde bulamamak gibi bir şansımız yoktur. Kısacası; Argento filmi izlerken hem sinemanın büyüsünü hem de korkuyu en net haliyle hissederiz.

L’ucello dalle Piumedi Cristallo – 1970

Argento’nun en paranoyak filmi. Bir sanat galerisi üzerinde gelişen cinayetle hem sanata hem de korku sinemasına saygı duruşunda bulunan Argento, sahneye çıkışını usta görüntü yönetmeni Vittorio Storaro ve büyük besteci Ennio Morricone eşliğinde yaparak adeta 1-0 önde başlıyor kariyerine.  Hitchcock tarzına İtalyan sosu ekleyen Argento’ya bu filmle birlikte İtalyan Hitchcock denmeye de başlandı ama kendisi birçok sinemasevere göre Hitchcock’tan da üstün!

Profondo Rosso – 1975

Müzisyen bir adamın tanık olduğu sapkın cinayet üzerinden ilerleyen hikâye şiddetin bir valse dönüştüğü en önemli filmlerden. Argento’nun adını tüm dünyaya ilk duyurduğu ve Giallo hadisesinin de iyice belleklere kazındığı film olan Profondo Rosso, Goblin grubunun muhteşem müzikleriyle de gerilimi bir an bile elden bırakmaz. Aynı zamanda ustanın senaryosunu en titizlikle yazdığı filmidir. Öyle ki senaryoda, bu anlamda iyi işler çıkaran Bernardino Zapponi’nin de imzası vardır.

Suspiria – 1977

Ustanın en iyi bilinen ve çoğu sinemasevere göre en iyi filmi olan Suspiria, gelmiş geçmiş en iyi korku filmi olarak da gösterilmektedir. Genç kadınların yatılı okuduğu bir dans okulunda geçen hikâye renkleri ve ışık kullanımıyla türün estetik açıdan en başarılı filmlerinden. Unutulmaz açılış ve final sahnelerine sahip olan Suspiria, tekrar tekrar gösterilen ve her gösteriminde aynı etkiyi yaratan bir korku klasiği.

Tenebre – 1982

Argento’nun en polisiye türüne yakın filmlerinden biri olan Tenebre, bir yazar, seri katil ve kadınlar üzerinden ilerliyor. Sonuna kadar gizemini korumayı başaran ve sürpriz bir finale imza atan film, Scream filmi başta olmak üzere birçok filme de esin kaynağı olmuştur. Tenebre, şiddetin ve kanın yine başrolde olduğu, cinayetlerin zekice kurgulandığı sağlam bir Giallo filmi. Tenebre ayrıca, sinema ve edebiyat dünyasına Argento’nun en çok göndermede bulunduğu filmdir.

Opera – 1987

Opera sanatçısı Betty’nin talihi bir anda döner ve Macbeth operasında başrol kapar ama kendisi pek memnun değildir zira, bu operanın uğursuz olduğuna inanmaktadır. Betty önce rüyalarında sonra gerçek hayatında bir dizi kötü olayla uğraşır. Acaba işin arkasındaki doğaüstü güçler mi vardır? Yoksa bir seri katil mi? Argento geçmişin travmalarını geleceğin merakıyla birleştirir ve ortaya harika bir film çıkar.

*Bu yazı, daha önce Peraisnema.com’da yayımlanmıştır.