En İyi 30 İtalyan Filmi Yazı Dizisi : 27 – Rocco E I Suoi Fratelli

İtalya’da, savaş sonrası yıllarda tarımdan endüstriye geçiş ve dolayısı ile güneyden, endüstrinin daha hızlı işlediği kuzeye göçler arttı. Bu durum, dar gelirli aileler için de bir umut kapısıydı. Tıpkı bizdeki taşı toprağı altın denilip büyük şehirlere göç edilmesi gibi, para ve gelecek umudu ile yüzlerce aile kuzeye göç etti. Tabii bu beraberinde birçok sorunu da ortaya çıkardı. Ailelerin adaptasyon sorunu, yozlaşma süreci, kandırılmaları ve birlikteliklerinin yavaş yavaş bozulması… Kopuş yaşayan aile fertlerinin de bazen suça, fuhuşa, uyuşturucuya ve akla gelebilecek her türlü pis işe bulaşmaları… İşte buradan hareketle, kendi derdini anlatan marksist Visconti, bir aileyi temele oturtarak göç konusunu da işliyor, hem de başyapıt diyebileceğimiz bir film olan “Rocco E I Suoi Fratelli” ile…

Visconti, bu geçiş dönemi filmi ile birçok türe göz kırpar. Belgesel havası taşıyan bir anlatımı vardır. Hem endüstri, hem göç eden ailenin karakteristik özellikleri hem de yaşadıkları mekânlar adeta yorum katılmamış gerçekliktedir. Tabii trajedinin melodram tadındaki işlenişi ile de Yeni Gerçekçilik akımına göz kırpmayı ihmal etmiyor. Femme fatale normları taşıyan karakter ve onun yarattıkları da düpedüz film noir türüne hizmet etmektedir. Kendi siyasi duruşundan dolayı gizli bir siyasi propaganda da var dersek, filmin ne kadar geniş ve etkili bir yelpazesi olduğunu söylemiş oluruz. Bütün bunlar, son derece ayarında ve karmaşıklığa hiç izin vermeden işlenmiş. Hem belgesel havasına, hem de gerçekçiliğine Giuseppe Rotunno’nun harika görüntüleri de eklenince filmden alınan o fazla gerçekçi hava kat be kar artıyor. Bize de sinemasal anlamda keyfini çıkartmak kalıyor.

Filmde sonradan görme bir aile, fuhuş yüzünden yozlaşmaya doğru yelken alıyor. Bu olaylar öyle bir zincirleme reaksiyon yaratıyor ki adeta köklerini yitiriyorlar ve geri dönüşü olmayan zedelenmeler yaşıyorlar. Arada tümüyle sıkışıyorlar. Artık ne oraya ayak uydurmak ne de geldikleri yere dönmek mümkün. Sadece hayatta ve bir arada kalmaya çalışıyorlar ama o da zor. Ailenin çöküşü önü alınamaz bir seviyeye geliyor. Bir kadın yüzünden boks yapan iki kardeşin birbiriyle karşı karşıya gelmesi ile de ipler iyice kopuyor. Artık, başka bir şehirde, başka biri için, iki kardeş mücadele veriyor ve kaba tabirle birbirlerini eziyor. Özellikle büyük kardeşin hırsları, kadını saplantı haline getirmesi ve kıskançlık duygusu ile hareket etmesi; küçük kardeşin bir şeyler yapmak istemesi ve aileyi bir arada tutma çabalarını yerle bir ediyor, anlamını yitirmesine sebebiyet veriyor. Bu noktada Visconti’nin yıldızlar geçidi kadrosu ve anlatımı ile alakalı bir iki cümle sarf etmek gerekir. Şöyle ki: Oyuncu kadrosu başta büyük bir umutsuzluktu. Meşhur isimlerin hem karakterlere uymaması, hem de birbirleri karşısında abartılı perormans tuzağına düşebilecekleri daha post prodüksiyon aşamasında konuşulmaya başlanmıştı. Kağıt üzerinde düşününce bu çok mantıksız değildi. Ancak başta Alain Delon olmak üzere, bütün oyuncular o kadar harika oynadılar ki bu soru işaretleri kafalardan silindi. Hatta Visconti’nin melodrama fazlasıyla kayan anlatımının olumsuz olabilecek sonuçları bile bu oyuncular sayesinde tolere ediliyordu.

Yazılanları okuduğunuzda bazılarınızın aklına Halit Refiğ’in Gurbet Kuşları filmi gelmiştir ya da şimdi gelecektir. O dönemde de Refiğ’in filmi hakkında Visconti’nin filminin bir kopyası bile denmiştihakkında ama yiğidi öldürüp hakkını yememek gerek. Bazı yönetmenler, mükemmel filmleri kendi kültürlerine öylesine harika adapte ederler ki esinlenme ya da kopya konusu konuşulmaz bile. Mesela Nikita Mikhalkov’un 12 filmi, gelmiş geçmiş en iyi filmlerden 12 Angry Men’in, kendi toprakların muazzam bir uyarlamasıdır. (İzlemeyenler varsa buradan önermiş olalım). İşte Gurbet Kuşları filmi de Rocco E I Suoi Fratelli’nin bu coğrafyaya harika bir uyarlanmasıdır. Bu gözle bakılmalı ve filmin hakkını teslim etmeli.

Visconti’nin marksist etkilerinin de görüldüğü Rocco E I Suoi Fratelli’nin Dostoyevski romanlarından esinlenildiği iddia edilir her zaman. Edebî metin havası ve ağırlığı kesinlikle iliklerimize kadar işler. Ustanın karakter yaratımında ne kadar üst seviyede olduğunu da belgeleyen bu film, daha çok The Godfather’ın müzikleri ile tanınan Nino Rota’nın harika ezgilerine de sahip olunca bir başyapıt olmaktan geri kalmıyor. Biraz kötümser olan bu filmi Visconti belki de şöyle açıklıyor: “Benim kötümserliğim hiçbir zaman azmin kötümserliği değil. Yalnızca zihinsel bir kötümserliktir. Zihin, yaşamın gerçek temellerine inebilmek için kötümserlikten yararlandığı oranda irade, kanımca devrimci bir iyimserlikle donanır.”

 

Bu yazı, daha önce Perasinema.com’da yayımlanmıştır.