En İyi 30 İtalyan Filmi: 7 – Amarcord

Amarcord, Fellini’nin kendi çocukluk anılarından yola çıkarak, dehası ile birleştirip ortaya koyduğu bir otobiyografi. Hatta kendi deyimi ile yarı oto-biyografi. Doğup büyüdüğü yer olan Rimini’de hatırlıyorum anlamına gelen mi cordi/amacord kelimesinden esinlenerek, bütün kendini var eden anılarına gönderme yaparak ve geçmişini unutmayarak hikayesini oluşturur. Filmin ismini de tabii ki buradan hareketle Amarcord koyar. Titta silüetinde, kendi çocukluğuna yaptığı bu büyülü, bazen komik ve oldukça samimi yolculuk, izleyiciye de hem kendinden izler bulma hem de o atmosferi iliklerine kadar yaşama fırsatı verir. Fellini’nin bu en kişisel filmi, kesinlikle başyapıt seviyesinde ve hafızalardan asla kazınmayacak güzellikte.

Film bir ilkbahar gecesinde başlar. İlkbaharın gelişi şerefine, hıdırellez misali ateş yakılır, şeytan topları her yeri kar taneleri gibi sarmıştır. İnsanlar mutludur, şakalaşırlar, bir arada olmak eğlencelidir. Herkesin hayatındaki zorluklar , didişmeler, hırslar sanki ortadan kalkmıştır. Fellini bunu bilerek verir. Zira, daha sonradan gösterecekleri ve çocukluk anılarının en güzel zamanları o anlar olduğu, en mutlu o anları hatırladığı için. Tabii burada temaşa sanatının en güzel yanları da gizliden gizliye ortaya konur. Öylesine gerçek ve içtendir ki yaşananlar, filmden ziyade gerçekçi bir canlandırma gibidir. Fellini kadınları, onun büyük hayal gücü, Rimini, hayaller, gösteriş ve eğlence. Hem de çoğu kez en karikatürize haliyle, tam da Fellini’ye yakışır cinsten.

Fellini’nin, herkes gibi çocukluğunda önemli yer eden diğer hadiselerin en başında toplu yenen aile yemekleri ve okul anıları gelir. Aile yemeği sırasında herkes bir aradadır. Bazen sinirlenseler, üzülseler bile herkes aslında mutludur. Büyük ihtimalle bütün ailenin bir arada ve mutlu olduğu son anlardır bunlar, tıpkı bizim ailelerimizin de olduğu gibi. O sıcaklık, o duygu sadece Fellini değil, hepimizin özlemi değil midir zaten? Kalabalık ve bol muhabbetli sofraların sıcaklığı başka nerede bulunur? Birçok konuda söyleyecek çok derdi olan Fellini, bu özlemini ve anılarını harmanlar. Birçok şeyin temelini de bu anılarda bulmak mümkün. Keza okul yılları da öyledir. Karikatürize bir şekilde verdiği öğretmenlerin bazıları idealist, bazıları ezberci, kimisi bizim hababam sınıfı tadında sorunlu ve bazıları da çocuklara hiç farkında olmadan olumsuz fikir aşılayıcı şekildedir. Buradan hareketle, İtalyanlar ile benzer yanlarımız ve kültürlerimizin ortaklıklarını da görme fırsatımız olur. Bizim için bir bonustur bunlar ve hem sofra adabı, hem eğitim sistemi olumlu/olumsuz her hali ile önümüze serilir.

Çocukların ilk cinsel dürtüleri, küçük yaştaki erkeklerin büyük kadınlara olan ilgisi ve bu konudaki oldukça komik durumları da Fellini’nin anılarında elbette yer almakta. Zaten Fellini kadınları , sinemasının genelinde de meşhurdur ve bunların kökeni çocukluktan gelmektedir. Bu filmde de öne çıkan figürler arasında kadınlar epeyce yer alır. Çocukların hayalini süsleyen tombul kadın, herkesin peşinde olduğu seksi, gözde güzel ve cinselliğini yaşamaktan zaman mekan gözetmeksizin çekinmeyen biraz sorunlu genç kadın. Yine bir çok şeye yön veren, oluşumda etkisi olan ve erkekleri kendinden geçiren kadınlar. Fellini’nin buradaki duruşu feminist de gelebilir, tam tersi kadını arzu nesnesi olarak tanımladığı için eleştirilebilir de ama ne olursa olsun, dünyanın dönmesi kadının var oluşundandır Fellini için ve bunu da saklamaz.

Aşk, din ve siyaset hakkında sert söylemler de barındıran Amarcord, özellikle faşizmin gölgesinde, Mussolini (nam-ı diğer Il Duce) dayatmaları konusunda söylemlerini hiç saklamaz. Düşsellik ile gerçeklik arasında gidip gelirken hikaye ve oldukça karikatürize ilerlerken başından beri, siyasetin  yaşamları nasıl etkilediği ve bazı düşüncelerin yaşamı nasıl körelttiği beyazperdeye yansır. Her filminde olduğu gibi, din olgusuna da dokunan Fellini, tam anlamıyla dalga geçerken, araya yine yüceltici birkaç söylem serpiştirir ve her şeyi verip yorumu bize bırakır. Bunu da oldukça şiirsel bir dille yapar ve olumsuz halinde bile bir büyüleyici hava izleyiciyi etkiler, düşünmeyi daha da derinleştirir. Filmin en etkili sahnelerinden birinde olduğu gibi anılar artık geride kalmıştır, uzaktaki bir gemi gibi onu görür, hatırlar ve yaşarız ama bir daha asla dokunamaz, hissedemeyiz. Fellini burada halka kızgınlığını da dile getirir adeta. Toplumsal bir bilinç oluşturamayan,  bireyselci olan ve hazların yaşanma sıklığına göre hayatını şekillendiren halk, her zaman kaybetmeye ve birilerinin diktasını kabullenmeye mecburdur. Herkesin derdini, ilkbahar ateşindeki gibi üzerinden atıp yakmaya kalkması,  çözmek yerine direkt yok etme çabası aslında onun daha da büyümesine sebebiyet vermektedir. Fellini her şeye ve herkese sitemini, aslında en çocuksu, en nostaljik ve mutlu olması gereken hikayesinde dile getirir ve bir büyük başyapıtı bu yollarla ortaya çıkarır.