Jacques Audiard: Karakter Yaratımının Ustası

Modern sinemanın Fransa adına en önemli isimlerinden birisi hiç kuşkusuz Jacques Audiard. Özellikle 2000’li yıllara damga vuran ve başyapıt niteliğinde örnekleri sinemaya bağışlayan bir yönetmen. Felsefe eğitimini yarım bırakıp sinemaya geçiş yapan usta yönetmen, bir başka usta isim Roman Polanski’nin asistanlığını yaparak kendini oldukça geliştirme şansı da bulmuştur. Audiard, Cesar ödülleri dolu kariyerinde birçok oyuncunun parlamasını da sağlamıştır. Kassovitz, Cassel, Duris, Devos ve Rahim gibi isimler kariyerlerinin başında Audiard filmlerinde başrol oynayarak yol aldılar. Sadece Fransa değil, Avrupa’da da kendi tarzını oluşturabilen ender isimlerden olan Audiard, birçok türü bir araya başarılı bir şekilde getirebilmesi ile de bilinmekte.

Audiard’ın sinemasının en belirgin özelliklerinden birisi karakter odaklı oluşu. Filmografisinin neredeyse tamamında baskın bir karakter(ler) var ve bunlar oldukça derin işlenmekte. Olay örgüsü ve filmin diğer dinamikleri ise karakterlerin üzerinde yoğunlaşıyor. Oldukça zeki ve eğlenceli sahte kahramandan, Un Prophete filmindeki yükseliş öyküsüne kadar Audiard karakterlerini gerçekten yaşamış insanlar olarak çok rahatlıkla anlatabiliriz. Audiard bu karakterleri bize öylesine keskin veriyor ki içselleştirmemiz ya da empati kurmamız oldukça kolaylaşıyor. Belki de haklı ya da haksız bulmamız. Karakterin neredeyse tüm özellikleri perdeye yansıtılıyor ve önce onu tanımamız sağlanıyor. Audiard sineması için karakterler galerisi desek sanırım pek yanlış olmaz.

Yazının başında, Audiard’ın türleri çok iyi harmanladığını belirtmiştim. Bazı filmlerinde dramatik yapıya ek olrak siyasi göndermeler ve komedi sosunu çok iyi yedirmişti (A Self Made Hero). Suç filmlerinde ise kara film ile ana akım sinemanın dinamikleri adeta dans eder (The Beat That My Heart Skipped). Müzik ve aşkın birleştiği, bunlar için hiç bir engelin olmadığının anlatıldığı dramatik aşk filmlerinde ise başımız döner adeta (Read My Lips). Şimdiye kadar çektiği en iyi film olduğunu düşündüğüm Un Prophete filminde ise kapalı mekan filmlerine getirdiği yeni soluğun yanı sıra, göçmenlerin sorunları, suç filmlerinin olmazsa olmaz diyalogları ve bir adamın tıpkı The Godfather’da Michael Corleone’nin ki gibi yükselip, gittikçe canileşme öyküsü bir arada yer alıyordu ve muhteşem kıvamdaydı. Audiard bunları yaparken, oldukça orijinal bir atmosfer ve bilmesek bile tanıyacağımız standart bir sinematografi tercih vardır.

Fransız sinemasının 90’lı yıllarda yükselttiği türler Besson tarzı aksiyon ya da durum komedileri oldu genelde. Audiard’ın yarattığı ve koruduğu şey ise daha çok Melville tarzı bir çizgi. Onun da yaptığı gibi, suç öğesini filmlerine müthiş bir ayarla yedirmeyi başarmış ve başyapıtını da tam anlamıyla bir suç filmi olarak ortaya çıkmamıştır. Yeni filmini Cannes film festivalinde izleyeceğimiz Audiard’ın Pas ve Kemik’te ufak bir değişikliğe giden sineması, umarım sevdiğimiz yerden devam eder.

En Önemli Beş Audiard Filmi

1- Un Prophete

 

2- The Beat That My Heart Skipped

.3- A Self Made Hero

.

4- Read My Lips

.

5- Rust And Bone